Genel

31 Mayıs – Halkın Uyanışı

Her zamanki günlerden biriydi. Uzaklardan memleketimi kaygı içerisinde seyrediyordum. Artık ümidimi kesmiş, eskilerin tabiriyle < Böyle gelmiş, böyle gider> der tüm şevkimi yitirmiş şekilde kaygı içerisinde bakıyordum yurduma. Bir çok olaylar olmuştu, insanın kabullenemeyeceği cinsten. Susup kalmak yerine dağları inletircesine haykırı itiraz edilecek olaylar. Ama susup kalmıştık, ancak sitem etmiştik evlerimizden.

Kim derdi ki bir ağacın bir milleti uyandıracağını. O kadar dolmuş olacak ki halkım, o bardağı taşıran son damla olmuştu. < Artık yeter, her dediğin olmayacak bu ülke! Biziz halk olan, biziz dinlemen gereken>

Bazı mekanlar vardır. İnsanın o kadar çok anısı, acısı, mutluluğu olur ki orada hayatının olmazsa olmazı edinmiştir. Kimi mekanlar vardır, kilometrelerce yolu sırf bir bardak çay içmek için kat edilesi. Kimi mekanlar vardır, sana hayat veren, beslendiğin.

Hatırlar mısınız ey dostlar, Beşiktaş da, limanın yakınında bir çaybahçesi vardı. Taburelere oturduğunuz, dostça muhabbetler edip; o güzelim insanın içini ısıtan çayı içtiğiniz. Öyle günler gelirdi sırf Büyükçekmece den gelirdim, denizin kıyısına oturup simitle beraber içer, dalardım hayallere.

Çok abartılası, belki çok önem arzetmeyen bir yerdi ama anılarım vardı benim orada. Unutmak istemediğim, anılarım. Basit siyasi sebeplerle, o samimiyet, bir çok insanın anılarıyle beraber yıkıldı bu mekan.

Taksim Gezi Parkı da bunun gibiydi benim için. Ben kendimi bildim bileli Taksim, den Beşiktaş a araç ile gitmedim. Mutlaka bu parktan geçer, arada oturur, dinlenir, rahatladrım. O kadar azaldı ki İstanbul da insan yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerdeki doğal alan yoğunluğu, insan o stresli yaşamdan kendini soyutlayacağı bir mekan bulmakta zorlanır oldu. Ayaklarını toprağa basıp, bu ağaçların altında dinlenebilecekleri…

Benimle aynı düşüncede olacak ki bir kaç <çapulsuz>, yıkılmasın istediler oradaki ağaçların. Samimi bir niyetleri vardı, gayet içten ve tertemiz. Tek amaçları da buydu. Ama ne hikmetse, mantığında yöneticilerim olduğu için bu tek ve samimi amaç bambaşka yönlere girdi.

Uslüp çok önemlidir, yaklaşım çok önemlidir. Haklı da olabilirsin. Eskilerin nasıhatıdır, çok duyarız. Haklıyken, tavırların yüzünden haksız konumuna düşme !

Malesef büyüklerimiz zannetti ki, onca şeye tepki vermeyip susan Türk milleti iki ağaç için bir şey yapmaz. Saat sabah 5 gibi, büyük bir hata yapıldı ve basit bir eylem, kitlesel bir devrime dönüştü.

İnanamadım ilk başlarda. Genelde sosyal medyanın adam toplayıp, gösteriş havası vardır. Günümüz tabiriyle klavye canavarları… Ama bu sefer durumlar farklıydı. Tüm sınıflar ortadan kalkmış ve insanlar bir beden olmuş direniyorlardı. Devlet ise kendi halkını düşman edinmiş, haketmeyecek bir tavır içinde halkına zulm ediyordu. Onca insanın yanlış demesine aldırmadan ısrarla < Ben ne dersem o, olur> tavrından, insanları birbirine düşürme gayreti içerisinde olan tavrından da hiçbir şey eksiltmedi.

Kalbimi ve aklımı yüzlerce arkadaşımın olduğu Taksim de bırakıp günlerce takip ettim olayları kaygı içerisinde. Üzücü bir çok olay yaşandı. Kimse yılmadı haklı davasından. Halk ile birlikte herkez de gördü ki tüm güç aslında elimizde. Kullanmayı bilmek gerekiyor sadece.

Istanbul / Haziran 2013

%d blogcu bunu beğendi: